İşletmelere İpuçları

Yeme-İçme Sektörü; Bir Dil Bir İnsan

Bir dil bir insan, başka bir dil bambaşka bir insan 🙂 Sermiyan Midyat’ın filminde çok gülmüştük bu espriye. İş hayatının ve sektörlerin personel taleplerini gördükçe ne kadar doğru bir replikti diyorum ara ara.

Başlığımızdan da anlaşılacağı gibi yeme-içme sektöründen  bahsedeceğim sizlere. Önceki yazılarımızda bu sektördeki ilerlemeler, efendime söyleyeyim gelişmeler, yatırımlar bunlardan bahsetmiştik. Neden anlatmıştım çünkü sektör büyük bir pazar payına sahip. Ve işini hakkıyla yapanlar bu paydan hak ettikleri pastaları alıyorlar. Bu payı da hak etmek öyle kolay olmuyor tabi. İşini doğru, titiz ve itinayla yapacaksın ki insanlar seni ve mekanını tercih etsin. Yoksa bir kere gelir ikincisi için ona bir sebep vermezseniz sizi neden tercih etsin ki, zaten etrafta bir sürü seçenek var. İşte o kadar fazla restoran, kafe ve işletmelerin arasından sıyrılmanız için ekstralarınızın olması lazım. Alanında deneyimli ve eğitimli personellerle çalışmak, sektördeki imajınızı da koruyacak ve yüceltecektir. Kaldı ki görmedim, duymadım, bilmiyorum diyerek başarı elde edilmiyor maalesef.

                 

Mesela yeme-içme sektörünün içindesiniz ve dil bilen çalışanlarınız var mı? Cevabınız evet ise o zaman diğerlerine göre tekrar tercih edilmek istene bilirsiniz. Her yıl Türkiye’ye farklı mevsimlerde binlerce turist geliyor. Ve ülkemizin değişik bölgelerine ilgi duydukları için  bir sonraki sene de yine aynı bölgeyi ya da şehri tercih ediyorlar. Örnekle açıklayacak olursak, Ruslar deniz, güneş, kum, plaj diyerek Antalya, Alanya, Muğla, Marmaris, Bodrum, Fethiye yani sıcak denizleri lan şehirlerimizi seçiyor. O zamanda buralarda işletmesi olan iş adamları da başta kendileri de olmak üzere Ruslarla akıcı bir iletişim kurabilmek için bu dili öğreniyorlar. Ya da öğrenmek zorundalar. Ticaret yapmaları ve kasalarını canlı tutmaları için bu şart.

Karadeniz bölgesi Arapların dönemsel aralıklarla ziyaret akınına uğrattıkları bir yer. Ve araplar rahatına, boğazına yani yemek yemeye düşkün milletlerdir. Buradaki restoran, kafe ve işletme sahipleri personellerine Arapça diline hakim olanlardan seçmeleri gelen müşterilerle daha iyi ilgilenebileceği anlamına gelir. Bütün personeller dil bilecek diye bir şart yok elbette. Ama ikili iletişimi etkin bir şekilde sağlayabilmeleri için bir kaç personelin dil bilmesi gerekiyor.

İngilizceyi hiç söylemiyorum bile. Onu bilmeyenimiz yok 🙂 İş başvurularında genel yalanımızdır  ”ingilizce biliyorum”. Evet çat pat biliyoruz. Doğru sonuçta ilkokuldan bu yana hayatımızın hep bir yerlerinde dil oldu. Peki ne kadar oldu. Önem verdik mi. Dil bilmenin okulla, üniversiteyle ya da tahsille sınırlandırması olamaz. Sıradan bir insan istediği ya da kendisine lazım olacak olan dili bir şekilde öğrenir. Ve iş hayatında da her türlü kolaylığını görecektir.

Yeme-içme sektöründe de bu durum böyledir. Garsonlarınız, kobileriniz ya da kasa görevliniz bulunduğunuz bölgeye hangi ülkeden turist talebi alıyorsa o dili bilmelidirler. Kurumsallaşmış bir işletmeniz varsa ve yeme-içme sektöründe belli noktaları kat etmişseniz o zaman çalışanlarınıza bu konuda destek olmalısınız. Potansiyel müşterilerinize de ulaşabilmeniz için en doğrusu bu olacaktır.

Bir dil bir insan başka bir dil bambaşka bir insan 🙂 Bu konuyla ilgili daha fazla yazı için takipte kalın 🙂

Etiketler
Daha fazla göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.